Alternatif Menü
       Ana Sayfa
       Huder Forum
       Dergimiz
       Dokümanlar
       Site Üyeleri
       İnternet Bağlantıları
       Yargı Kararları
       Planlanan Faaliyetler
       Gerçekleşen Faaliyetler
       Sürekli Faaliyetler
       Ziyaretler
       Basın Açıklamaları
       Şube Yöneticilerimiz
       Tüzüğümüz
       İletişim ve Ulaşım
       Fotoğraf Galerisi
       Site İçi Arama
       Basında HUDER

En Hit 10 Döküman
 
1 Hukuk Devleti Olmaklığın Dayan 18108
2 Yemen Gezi Notları 16292
3 Bosna Hersek Gezi Notları 16252
4 Devre tatil sözleşmelerinde di 15109
5 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14324
6 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Cumhu 12709
7 Başörtüsünün Hukuki Mahiyeti 11509
8 Mısır-Ürdün-Suriye Gezi Notlar 9711
9 Memurların Yargılanması 9025
10 AİHM'e başvuru ve sonrası 7340
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Hukuk, Hukukçu ve Hukukta Refo 5822
2 Türk Demokrasisinin 56 Yılı ve 6724
3 Öyleyse Neden 6656
4 Sunuş 5677
5 Afet Kararnameleri 6069
6 Hukukçular İçin Muhtemel Mesle 5994
7 Havana Kuralları 5589
8 Borsa ve Bölgesel Borsalar 6199
9 Memurların Yargılanması 9025
10 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14324
 

En Çok Okunan 10 Karar
 
1 Devre tatil sözleşmesinin ipta 17404
2 Devre tatil sözleşmesinin ipta 13214
3 İdari para cezaları kesinleşme 11709
4 İcra takiplerinde asgari vekal 10775
5 Vergi davalarında nisbi ve üst 8554
6 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 8435
7 Eğitime Hazırlık Ödeneği (Kırt 8246
8 Telekom Sabit Ücret İptal Kara 8140
9 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 7884
10 Devre tatil sözleşmesinin ipta 7772
 

Son Eklenen 10 Karar
 
1 Telekomun uyguladığı sabit ücr 4820
2 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 6015
3 Davayı kazanan İlam aslının al 6327
4 E-Posta Ile Sovme Sucu 5675
5 İdari para cezaları kesinleşme 11709
6 Adil yargılanma hakkı 6714
7 Tel. Hattı almadan ADSL kulla 6299
8 Evlilik nedeniyle iş akdinin f 6954
9 Başörtüsüne ilişkin iptal kara 5353
10 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 7015
 
 
 

 

BAŞÖRTÜSÜNÜN HUKUKİ MAHİYETİ

Başörtüsü konusundaki baskı ve yasaklamalar devam ediyor. Resmi daire ve eğitim  öğretim kurumlarındaki başörtüsü yasağı zamana ve zemine göre farklı uygulanıyor. Başörtüsü yasağı kimi zaman uygulanmazken kimi zaman da  konjöktüre göre  en ağır şekilde uygulanıyor. Başörtüsü yasağının mevzuattaki yeri ve çözümü hususunda çeşitli tartışmalar yaşanıyor.

İmam  Hatip Liselerindeki (ve diğer okullardaki) başörtüsü yasağı 22.07.1981 tarih ve 8/3349 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren MEB İle Diğer Bakanlıklara Bağlı Okullardaki Görevlilerle Öğrencilerin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmeliğe dayanmaktadır. Sözkonusu yönetmelik, tüm öğrenci ve personele ve ayrıca, 16.07.1982 tarih ve 8/5105 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık  Kıyafetine Dair Yönetmelik de, bütün devlet memurlarına başörtüsünü yasaklamaktadır. Yönetmelik, sadece İmam  Hatip Liselerindeki Kur' an derslerinde öğrencilerin başörtülerin serbest bırakmaktadır. Yasağa uymayan görevliler hakkında, 657 sayılı DMK' nın, öğrenciler hakkında ise Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Ortaokul, Lise ve Dengi Okulların Disiplin Yönetmeliğinde yer alan “Disiplin Cezalarına İlişkin Hükümler” in uygulanacağı belirtilmektedir. 657 sayılı DMK.'nın 125/A 9 maddesi “Belirlenen kılık  kıyafet hükümlerine aykırı davranmak” fiiline “UYARMA” cezası verileceğini ifade etmektedir. Aynı maddede, fiilinin tekrarında bir derece ağır cezanın uygulanacağı belirtilmektedir. Danıştay'ın müstakar kararlarında; “Bir derece ağır ceza kavramından, suçun niteliği hangi cezayı gerektiriyorsa bu cezanın bir derece ağırının anlaşılması gerektiği, aksi yorumun, cezaların derece derece ağırlaştırılarak öğrencinin veya kamu görevlisinin okuldan veya kamu kurumundan çıkarılması sonucunu doğuracağı, bunun da Anayasa ile güvence altına alınan öğrenim ve çalışma hakkını kısıtlayıcı bir durumu ortaya çıkaracağı” ifade edilmektedir. Öğrencilerin başörtüsü ile eğitimlerine devam etmek istemesi halinde yapılabilecek en son işlem; fiilin tekerrürü nedeni ile kınama cezası vermektir. Öğrencilerin, okula alınmamayı gerektirecek herhangi bir fiilleri bulunmamaktadır. Kaldı ki, öğrencilerden biri veya birkaçı veya hepsi, okula alınmamayı gerektirecek bir disiplin suçu işlemiş olsalar dahi, ancak haklarında gerekli disiplin soruşturmasının sonuçlanması ve okuldan uzaklaştırma cezasının kesinleşmesinden sonra, öğrencilerin okula girmeleri engellenebilir. Aynı durum kamu görevlileri için de geçerlidir.

Sözkonusu düzenlemeler ve Danıştay Kararları çerçevesinde; yerel yöneticilerin, öğrencilerin okullarına girmesini polis marifeti ile engellemesinin hukuka aykırı olduğu ve yöneticilerin TCK. 240. Maddesine göre, görevlerini kötüye kullandığı açıkça anlaşılmaktadır.

Yükseköğretim Kurumları açısından olaya bakıldığında, gerek 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nda ve gerekse Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nde başörtüsünün yasak olmadığı görülmektedir. Ancak buna rağmen, 1982 ve 1987 yıllarında YÖK tarafından yayımlanan genelgelerle başörtüsü yasaklanmıştı. Yıllar süren tartışmalar neticesinde TBMM, 04.11.1981 tarih ve 2547 sayılı Kanuna, 10.12.1988 tarih ve 3511 sayılı Kanunun Ek 16. maddesini eklemek sureti ile “Dini inanç nedeni ile” başörtüsünü serbest bıraktı. Ancak, dönemin C. Başkanı Kenan EVREN' in müracaatı üzerine Ek. 16. Madde, Anayasa Mahkemesi tarafından “laik devlette din kurallarına dayanan bir düzenleme yapılamayacağı ve başörtüsünün dinin istismarı amacı ile kullanıldığı” gerekçesi ile iptal edildi. Esasında Anayasa Mahkemesinin bu gerekçelerini haklı bulmak mümkün değildir. Çünkü, başörtüsünün devlet düzeni ile herhangi bir alakası yoktur. Bu konu, kişilerin inancıyla ve zevkiyle ilgilidir. Sözkonusu kanun başörtüsünü sadece serbest bırakmaktadır. Şayet kanun başörtüsünü herkes için zorunlu hale getirmiş olsa idi bu durumda laikliğe aykırı olurdu. Başörtüsünün dinin istismarı amacı kullanıldığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü, bir davranışın dini bir ibadet olup olmadığı o dinin kabul etmiş olduğu kaidelere göre belirlenir. (Prof. Dr. Ayhan ÖNDER Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler )

Bu noktada başörtüsü hakkında karar verecek organ Anayasanın 136. maddesi ve 22.06.1965 tarih ve 633 sayılı Kanunla yetkili kılınan Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Nitekim, DİB' in fetva makamı olan Din İşleri Yüksek Kurulunun, 30.12.1980 tarih ve 77 sayılı kararında; “Müslüman hanımların başlarını örtmeleri, vücutlarının el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında evlenme caiz olan erkeklerin yanında açık bulundurmamaları, bazı çevrelerde sanıldığı gibi belli bir zümrenin sonradan ortaya çıkardığı bir adet veya işaret değil, İslam Dininin bir hükmüdür.” denilmektedir. DİB Din İşleri Yüksek Kurulu, 03.02.1993 tarih ve 6 numaralı kararında da aynı görüşü tekrarlamıştır. Bu kararı benimseyen öğrenci, memur veya herhangi bir kadının, dini inancından dolayı değil de dinin istismarı veya siyasi amaçlarla hareket ettiğini ileri sürmek hukuka, ahlaka, insafa sığmayan bir tutumdur.

Neticede tartışmaların bitmemesi üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen 25.10.1990 tarih ve 3670 sayılı Kanunun Ek 17. maddesi ile, “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık  kıyafet serbesttir.” hükmü getirilmiştir. Bu madde hakkında da dönemin anamuhalefet partisi tarafından Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile iptal davası açılmış ancak iptal talebi oy çokluğu ile reddedilmiştir. İptal talebinin reddi yönünde oy kullanan üyeler kanunun “Anayasa Mahkemesinin önceki kanun hakkında vermiş olduğu 07.03.1989 tarih ve E. 1989/1 Ve K. 1989/12 sayılı iptal kararına aykırı olmadığı ve dini nitelikli kılık  kıyafeti serbest bırakmadığı” gerekçesine dayanırken; kanunun iptali yönünde oy kullanan üyeler ise, “mahkemenin sözkonusu iptal kararını etkisiz kıldığı ve dolayısıyla başörtüsünü serbest bıraktığı” gerekçesine dayanmışlardır. Bunların dışında üyelerden Haşim KILIÇ, “başörtüsünün Anayasaya aykırı olmadığı” gerekçesi ile iptal talebinin reddi yönünde oy kullanmıştır. Bu durumda Ek. 17. madde yürürlüktedir. Anayasa Mahkemesinin önceki madde hakkında verdiği iptal kararı, yeni Ek. 17. maddenin uygulanmasına engel değildir. Çünkü, Anayasanın 153/son maddesine göre; Anayasa Mahkemesi kararlarını bağlayıcılığı, iptal edilen bir kanunun uygulanamaması şeklinde tezahür eder. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin, red kararının gerekçesinde, önceki kararına atıf yaparak başörtüsünün serbest olmadığı yorumunu yapması da Anayasanın 153/2. maddesindeki; “Anayasa Mahkemesi, bir kanunu iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak şekilde hüküm tesis edemez.” Hükmüne aykırıdır. Bu hükümler muvacehesinde, Yükseköğretim Kurumlarında başörtüsünün serbest olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Ancak buna rağmen üniversitelerde yasak sürdürülmekte, öğrenciler okula alınmamakta veya okuldan uzaklaştırma cezası ile cezalandırılmaktadır. YÖK' ün dayanağı yukarıda izah edilen Anayasa Mahkemesi kararıdır. YÖK, zorlama bir yorumla kanun ve yönetmeliklere göre serbest olan başörtüsünü genelge ve fiili uygulamalarla yasaklamaktadır. Öğrencilere, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğinin 6/a maddesine göre uyarma cezası verilmekte ve tekerrüründe ise sözkonusu Danıştay Kararlarına aykırı olarak, okuldan uzaklaştırmaya varan cezalar verilmektedir. İlgili disiplin hükmü aynen şu şekildedir; “Öğrencilik sıfatının gerektirdiği vakara yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak.” YÖK bu maddeyi keyfi biçimde yorumlamaktadır. YÖK'ün bu haksız uygulamaları karşısında açılan davalar uzun sürmekte ve telafisi imkansız zararlar doğmaktadır. Ayrıca, öğrencilerin okullarına alınmaması nedeni ile yöneticiler ve polis aleyhine yapılan başvurulardan netice alınamamaktadır. Anayasanın 24/3. maddesinde “Kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı”, TCK. 175/1. maddesinde; “Dinlerden birine ait bir ibadetin yapılmasını men ve ihlal eden kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve ağır para cezası verilir”. TCK. 175/3. maddesinde ise “Bir kimseyi dini inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve ağır para cezası verilir.” Hükmü yer almıştır. Anayasanın 90/son maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmünde olduğundan, olaylara doğrudan doğruya uygulanabilecek ve Anayasaya aykırılığı da ileri sürülemeyecek bir iç hukuk kuralı haline gelen 04.11.1950 tarihli İHAS 'ın 9. ve 10.12.1948 tarihli İHEB ' in 18. maddelerinde din ve vicdan hürriyeti temel bir hak olarak koruma altına alınmıştır. 

Bütün bu düzenlemeleri dikkate aldığımızda, başörtüsü ile okuma ve çalışmanın mümkün olduğu ve DMK. 125/A  g maddesi ile Kılık  Kıyafet yönetmeliklerinde düzenleme yapılarak mevcut yasağın tamamen kalkmasının sağlanabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, buna rağmen yasağın sürmesi nasıl mümkün olabiliyor?

Kanaatimce devlet, güvenlik refleksi ile yasağı sürdürmektedir. Bürokratik mekanizmalarda, başörtüsünün dine dayalı devlet düzeni getirmek isteyenlerce istismar amaçlı olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Dolayısıyla sorunun kesin çözümü, yasağın sürdürülmesini isteyenlerin bu anlayışlarını değiştirmeleri ile mümkündür. Bu nedenle, çözüm için Anayasa değişikliği tekliflerinin ciddiyeti bulunmamaktadır. Çünkü, zaten başörtüsü hakkında Anayasada herhangi bir yasak yoktur. Bu teklifler, siyasi rant amacı taşımaktadır. Çözüme katkıda bulunmak isteyenler, sözkonusu refleks ve düşüncenin yersiz olduğunu, yasağın sürmesini isteyenlere izah ve onları bu hususta ikna etmelidirler.

Gerçekten de Türkiye'de, devleti yıkmaya, ülkeyi bölmeye çalışan ve devletin temel düzenini dini esaslara dayandırmak isteyenler olabilir. Devletin güvenlik refleksi ile genel yasaklamalara girişmesi, inancında samimi ve devletine bağlı insanları küstürmektedir. Problemler, körü körüne yasak koymakla değil herkesin düşünce ve inancını serbestçe ifade edebilmesi ile çözülür. Elbette düşünceyi açıklama hürriyetinin bir sınırı vardır. Herhangi bir suçun işlenmesini teşvik etmek, devletin yıkılması veya vatanın parçalanması yönünde görüş ifade etmek düşünceyi açıklama hürriyeti kapsamında değerlendirilemez. Çünkü, devlet soyut ve kurumsal bir varlıktır. Devletin yıkılması demek ülkede yaşayan herkesin  ve bu arada devletin yıkılmasını isteyenlerin de  enkazın altında kalması demektir. Vatanın parçalanması halinde hiç kimsenin konuşacak, düşünecek ve yaşayacak bir imkanı olmayacaktır. Ancak, bu anlayışta olan insanların sayılarının ve etkinliğinin marjinal konumda olduğu ve devletin abartılı ve gereksiz bir refleks içine girdiği kanaatindeyim. Bu arada, Türkiye'de bir kısım insanların başörtüsünü istismar etmesi, bundan siyasi veya şahsi menfaat sağlaması, samimi inanç sahiplerine engel olma hakkını vermez, vermemelidir. Kanunlara göre suç işleyen kişi tespit edilir ve cezalandırılır. Genel yasaklamalarla, evrensel bir hukuk kuralı olan suç ve cezaların şahsiliği prensibi ihlal edilmektedir.

Başörtüsü yasağının sürmesini isteyenleri iki grupta değerlendirmek mümkündür. Birinci grup, şahsi menfaatleri uğruna, daha kolay soygun, vurgun ve talan yapabilmek adına devletin endişelerini körükleyen, tahrik eden çıkar odaklarıdır. Bunlar için devletin niteliği, nasıl ve ne şekilde yönetildiği önemli değildir. Bu çıkar odakları için soygun ve vurgun düzeninin devamı önemlidir. İkinci grup ise, başörtüsünün devlet düzeni için tehlike teşkil ettiğinde samimi inanç sahibi olanlardır. Sorunun kesin çözümü, bu anlayışta olanlarla diyaloğu geliştirmekte saklıdır.

Bu noktada, başörtüsüne Atatürkçülük adına ve devrim kanunlarını öne sürerek karşı çıkanlara hatırlatmak isterim. 25 Teşrinisani 1341 (1925) tarih ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun ile 3 Kanunuevvel 1934 tarih ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunda kadın kıyafeti ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Aslında, başörtüsü ile okumak ve çalışmak isteyenler ve onlara destek olanlar, Türkiye'nin gelişen ve değişen yüzünü, inançla teknolojinin buluşma noktasını temsil ediyorlar. Sorunun taraflarının karşılıklı iyiniyet ve hoşgörü çerçevesinde diyaloğu artırmak ve geliştirmek sureti ile sorunu çözmeleri artık bir zaruret halini almıştır. Aksi halde, okullarına alınmayan öğrenciler üzerinde meydana gelen psikolojik tahribat, etkisi yıllar boyunca giderilemeyecek yaralar açmaya devam edecektir.

 

 
  Yazar: Av. İsmail ÜRESİN (Konya Barosu) Okunma sayısı: 11510
   
Üye Girişi

Şifre:

 


Haftanın Karikatürü


Anket

CUMHURBAŞKANI KİM OLSUN ?

Toplam Oy : 495

 
 
2007-20010 © Huder.org