Alternatif Menü
       Ana Sayfa
       Huder Forum
       Dergimiz
       Dokümanlar
       Site Üyeleri
       İnternet Bağlantıları
       Yargı Kararları
       Planlanan Faaliyetler
       Gerçekleşen Faaliyetler
       Sürekli Faaliyetler
       Ziyaretler
       Basın Açıklamaları
       Şube Yöneticilerimiz
       Tüzüğümüz
       İletişim ve Ulaşım
       Fotoğraf Galerisi
       Site İçi Arama
       Basında HUDER

En Hit 10 Döküman
 
1 Hukuk Devleti Olmaklığın Dayan 18076
2 Yemen Gezi Notları 16252
3 Bosna Hersek Gezi Notları 16210
4 Devre tatil sözleşmelerinde di 15068
5 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14186
6 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Cumhu 12676
7 Başörtüsünün Hukuki Mahiyeti 11463
8 Mısır-Ürdün-Suriye Gezi Notlar 9660
9 Memurların Yargılanması 8989
10 AİHM'e başvuru ve sonrası 7316
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Hukuk, Hukukçu ve Hukukta Refo 5788
2 Türk Demokrasisinin 56 Yılı ve 6693
3 Öyleyse Neden 6632
4 Sunuş 5637
5 Afet Kararnameleri 6045
6 Hukukçular İçin Muhtemel Mesle 5964
7 Havana Kuralları 5564
8 Borsa ve Bölgesel Borsalar 6168
9 Memurların Yargılanması 8989
10 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14186
 

En Çok Okunan 10 Karar
 
1 Devre tatil sözleşmesinin ipta 17361
2 Devre tatil sözleşmesinin ipta 13184
3 İdari para cezaları kesinleşme 11652
4 İcra takiplerinde asgari vekal 10743
5 Vergi davalarında nisbi ve üst 8509
6 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 8391
7 Eğitime Hazırlık Ödeneği (Kırt 8221
8 Telekom Sabit Ücret İptal Kara 8111
9 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 7864
10 Devre tatil sözleşmesinin ipta 7740
 

Son Eklenen 10 Karar
 
1 Telekomun uyguladığı sabit ücr 4782
2 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 5989
3 Davayı kazanan İlam aslının al 6305
4 E-Posta Ile Sovme Sucu 5652
5 İdari para cezaları kesinleşme 11652
6 Adil yargılanma hakkı 6675
7 Tel. Hattı almadan ADSL kulla 6258
8 Evlilik nedeniyle iş akdinin f 6931
9 Başörtüsüne ilişkin iptal kara 5326
10 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 6996
 
 
 

 

TÜRK DEMOKRASİSİNİN 56 YILI ve 3 KASIM SEÇİMLERİ

Oldukça genç sayılabilecek bir demokrasiye sahip olan ülkemizde on yılda bir yapılan askeri müdahaleler ve anayasal değişikliklerle demokrasinin rayına oturması seçkinler tarafından sekteye uğratılmıştır. 3 Kasım 2002'de yapılması düşünülen -yapılıp yapılamayacağı üzerinde bile polemikler oluşturulan- erken genel seçimler ilk bakışta çok farklı tercihlerin iş başına geleceğini gösteriyor gibi olsa da 1946 yılından beridir çoğulcu bir demokrasiyle yönetilen ülkemiz için son kertede aslında pek farklı bir tercihin iş başına gelmeyeceğini göstermektedir. Demokrat Parti'nin iş başına geldiği 1950 yılından itibaren seçimlerin seçmen kitlesi olarak şehirli aydınlar ve geleneksel taşralılar arasında gerçekleştiği söylenebilir, ancak özellikle 80'lerden itibaren başlayan şehirlere göç dalgası bu tercih sistemi üzerinde de derin etkiler bırakmıştır.

Bu araştırmamızda öncelikle 1946 yılından itibaren günümüze kadar oluşan süreçleri, askeri müdahaleleri yeni bir başlangıç kabul ederek incelemeye çalışacağız. Son bölümde ise 1999 seçimleri ile 2002 arasındaki sürece göz atıp 2002 seçimleri sonrası oluşabilecek seçmen tercihleri üzerinde duracağız.

1. 1946 Çoğulcu Demokrasinin Başlangıcından 1960'a  Kadar

1923 yılından 1946 yılına kadar egemen olan otoriter tek parti sistemi1 sürecinde 1924 yılında TCF ve 1930 yılında ki SCF denemeleri ile kısa süreli plüralist deneyimler yaşanmıştı. Bu iki parti fazla varlık gösterememiş ve 25 yıla yakın bir süre zarfında tek partili hayat yaşanmıştır. 1945 yılında iş çevrelerinden gelen baskıyla Milli Kalkınma Partisi'nin kurulmasıyla (TUNAYA;638-645) çok partili süreç başlamıştır, ancak çok partili hayata geçişin başlangıcı olarak Demokrat Parti'nin kuruluş yılı olan 1946 yılı kabul edilmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi, tek parti sürecinde kentli, elitist ve aydın kesime hitap etti ve taşrayı dışlayan siyasetiyle sessiz ama geniş bir muhalefet oluşturdu. Tek partili düzende parti içi muhalefet, parti liderliğinin sert tutumuyla bastırıldı. Bu siyaset, bir bakıma bugünde devam etmekte olan seçmen tercihlerinin oluşmasında etkili oldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra global değişim, Türkiye'de de yankı buldu ve parti içi muhalefet liberal demokratik söylemi daha açık ve baskın bir şekilde savunmaya başladı. 1945 yılında daha sonra DP'yi kuracak olan CHP içindeki muhalefetin yayınladığı “Dörtlü Takrir” belgesi Meclis'e sunuldu.2 CHP ise görsel bir çok partili hayatı istiyordu. İktidarını sarsmayacak sınırlı bir demokrasiden yana tavır alıyordu. Başka bir diğer değişle hegomanyacı tek parti sisteminin oluşması taraftarı idi.

Tüm bu gelişmelerden sonra 7 Ocak 1946 yılında Celal Bayar liderliğinde Demokrat Parti kuruldu. Beklenenin aksine DP'nin çok kısa bir sürede teşkilatlanması sonucu CHP 1947'de yapılması gereken seçimleri Temmuz 1946'ya çekti ve DP girdiği bu ilk seçimde 64 sandalye kazanabildi. Gizli oy, açık sayım ilkesinin kabul edildiği seçim kanunuyla girilen 1950 seçimlerinde ise DP oyların %53'ünü aldı ve 487 sandalyeli Meclis'te 408 sandalye kazandı, CHP ise oyların %39'unu almasına rağmen sadece 69 sandalye kazanabildi. DP, iktidara geldikten sonra, muhalefetteki demokratikleşme vaatlerinin pek çoğunu yerine getirmedi. 1953 yılında zor alım kanunuyla CHP'nin mal varlığı hazineye devredildi (EROĞLU;120-121).

DP, iktidarda iken çiftçi ve köylülere hazineye ait boş arazileri dağıtarak, kredi hacmini arttırarak, kalkınma ve gelişmeyi sağladı. Liberal düzen ortamı içinde, özel kesimin desteklendiği bir ortamda girilen 1954 seçimleri sonunda DP %56 oy (503 sandalye) kazandı. CHP ise %35 oy (31 sandalye) alabildi (ERGÜDER;288-289). 2. Dönem DP iktidarı daha baskıcı politikalar izledi. Bu süreçte sabit gelirliler üzerinde ekonomik politikanın etkisiyle enflasyon baskısı iyice arttı. Sermaye sahipleri ve toprak sahiplerinin aşırı zenginleşmesine karşılık kentli aydın, asker ve bürokratlar ile işçi ve memurun yaşam standartlarında büyük bir düşüş görüldü. Bunun sonucu olarak bu kesimler, CHP ile bütünleşmeye başladılar. Desteğin büyümesi üzerine DP, 1957 seçimleri öncesi muhalefeti sindirmek ve iktidarda kalmak için hükümet aleyhine yazı yazmayı ve muhalefetin radyodan halka seslenmesini, toplantı ve gösterileri yasakladı (EROĞLU;126). Bu baskı ortamında girilen 1957 seçimlerinde DP büyük oy kaybederek %47.9'a geriledi ve 424 sandalye kazanabildi. Buna karşılık CHP ise oylarını arttırarak %41'e tırmandı ve 178 sandalye kazandı. DP içi muhalefetin ayrılarak kurduğu Hürriyet Partisi ise 4 sandalye ve %3.8 oy alabildi (ERGÜDER;288). DP'nin uyguladığı baskıcı siyaset sonucu oluşan kutuplaşma neticesinde 1960 yılında her kriz döneminde ordunun yönetime el koyması geleneğini başlatan ve Atatürk döneminden itibaren yerleştirilmeye çalışılan sivil idare anlayışının yıpranmasına sebebiyet veren ve sivil otoritenin askeri otoritenin altına girmesine neden olan sonuç olarak sivil-asker ilişkisinin demokratik anlayıştan uzaklaşmasına vesile olan 27 Mayıs ihtilali gerçekleşti.

2. Parçalanan Partiler ve Koalisyonlar Dönemi (1961 - 1971)

İhtilal sonrası yeni anayasayı yapmakla görevli olan ve DP dışında CHP ve CKMPnin üyelerinin de yer aldığı Kurucu Meclis anayasayı ve seçim kanununu kısa bir sürede tamamladı ve Temmuz 1961'de %61.7 oyla yeni anayasa halk tarafından kabul edildi. Ancak anayasanın düşük sayılabilecek bir oyla kabul edilmesi asıl niyeti yönetimi CHP'ye devretmek olan MBK'yı kaygılandırdı. Ve genel seçimler öncesi CHP'nin iktidara gelmesini sağlayacak yeni önlemler alınmaya başlandı. Askerlerin büyük desteğini alarak seçime giren CHP beklenen başarıyı yakalayamadı ve %36.7 oy alabildi.  DP'nin devamı olan AP ve YTP ise sırasıyla oyların  %34.8 ve %13.7, CKMP ise %14'ünü aldı (ERGÜDER;288-289). Reel durum, birbirine yakın iki parti olan AP ve YTP'nin birlikte hükümeti kurmasını gerektiriyordu. Ancak 21 Ekim protokolüyle parti liderlerince (liderlerine) İnönü'nün başkanlığında herhangi bir hükümete destek verecekleri taahhüt edildi (ettirildi) (BİRAND1994;22-32). Ve bunun sonucu olarak AP-CHP koalisyonu kuruldu. Ancak bu iki zıt kutup hükümette anlaşamadı ve 2. İnönü Hükümeti CHP-YTP-CKMP koalisyonuyla kuruldu. Yerel seçimler sonunda YTP ve CKMP oy oranlarındaki düşüşü hükümette olma sebebine bağlayarak koalisyondan çekildiler ve İnönü azınlık hükümeti kurdu. 1964 yılında AP'nin başına Süleyman Demirel seçildi.

Görüldüğü üzere 1950'li yıllarda ve 1960'ların ilk yarısında politika, DP-CHP ikileşmesi üzerinde şekillenmekteydi. 1960'ların ikinci yarısından itibarense, sağ ve solun ideolojik ayrılığı egemen oldu. Bunun en önemli etkenleri ülkedeki sosyo-ekonomik değişim ve gelişim ve 61 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü demokratik ortamdı. Partiler de bu yeni politik duruma göre yerlerini almışlardı. AP, dini temalı ve komünizm karşıtı bir söylev güderek muhafazakar ve geleneksel çevreye hitap ediyordu. Kentli aydın desteğini arkasına almış bulunan CHP ise “ortanın solu” sloganıyla bu desteği devam ettirme uğraşısındaydı. Bu yeni söylevin sebebi marksist görüşlü TİP'in kurulması ve TİP'inde kentli aydın kesimin oylarına talip olmasıydı. CHP “ortanın solu” söylemiyle bir yandan TİP'ten farklı bir görüşte olduğunu ifade ederken bir diğer yandan da seçkinlerin oyuna talip olduğunu ifade ediyordu. Tüm bu değişime rağmen 1965 seçimleri de AP-CHP ikileşmesi üzerine kurulmuştu. Milli bakiye sistemini öngören ve böylelikle küçük partilerinde Meclis'te temsil edilmelerini sağlayan seçim sistemiyle girilen 1965 seçimlerinde AP oyların %53'ünü (240 sandalye), CHP ise oyların %29'unu (134 sandalye) kazandı. Diğer küçük partiler MP, YTP, TİP, CKMP, sırasıyla %6, %4, %3 ve %2 oy alabildiler (ERGÜDER;288-289). AP tek başına iktidar oldu. Nisbi temsil sisteminin uygulandığı 1969 seçimlerinde AP oyların %46.5'ini (256 sandalye) alarak yine tek başına iktidar oldu. CHP bu seçimde %27.4 (143 sandalye), CGP %6.6 (15 sandalye), MP %3.2 (6 sandalye), MHP (CKMP) %3.0 (1 sandalye), TBP %2.8 (8 sandalye), TİP %2.8 (2 sandalye), YTP %2.2 (1 sandalye) oy aldılar (ERGÜDER;288-289).

65 ve 69 seçimleri de iki partinin (CHP ve AP) üstünlüğüne sahne olmasına karşın, artık siyaset sahnesinde irili ufaklı partiler boy göstermeye başlamıştı. Bu iki seçimde AP'nin meclisteki gücünü devam ettirmesi DP'nin son iki dönemine benzemektedir. Ancak bu iki dönem arasında pek çok farklılıklar bulunmaktadır. 61 Anayasası ile idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi tutulması, hükümetin DP iktidarında olduğu gibi kendi çıkarlarına göre keyfi uygulamalarda bulunmasının önüne geçmiştir. Yine yeni anayasa ile benimsenen kuvvetler ayrılığı ilkesi esasına dayanan parlamenter rejim de hükümetin yasama ve yargı tarafından denetimini sağlamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin yeni anayasa tarafından kurulmuş olmasıyla da çıkarılan yasaların anayasaya uygunluğu denetimi sağlanmıştır. İki meclisli sistem de yine yasaların anayasaya uygunluğunun denetimini pekiştirmiştir. Özgürlükleri tanımlamış ve bunları koruma altına almış olan anayasal düzen sayesinde farklı görüşler siyasi arenada boy göstermeye başlamışlardı. Yine sivil toplum kuruluşları da bu dönemdeki özgürlük halinden dolayı güçlenmeye başlamıştır. Buna ek olarak küresel ve ülkesel sosyo-ekonomik değişimler de sağ ve solun ideolojik olarak ayrışmasında etkili olmuştur. Bu sebeplerle AP iktidarı dönemi 1950'lerdeki DP iktidarı döneminden oldukça farklıydı. 65'ten sonraki dönemde ise aşırı çok partili bir düzen oluşmaya başlamıştı.

Sol görüşte; CHP, TİP, CHP'den ayrılan CGP, sağ görüşte ise; AP, YTP, AP'deki muhalefetin kurduğu DP, 1969 yılında Necmettin Erbakan tarafından kurulan İslamcı MNP, CKMP'nin liderliğine Alparslan Türkeş'in gelmesiyle ideolojik formasyonu değişen ve bu  değişimin göstergesi olarak ismini değiştiren MHP bulunmaktaydı. Bu durum 12 Mart ve nihayetinde 12 Eylül askeri müdahaleleriyle sonuçlanacak olan ideolojik kamplaşmanın derinleşmesinde etkili olmaya başlamıştı.

AP'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde Cevdet Sunay'ı desteklemesine rağmen orduyla tam örtüşememesi, CHP'nin de Meclisteki desteğiyle eski DPlilerin affını gerçekleştirmesi ve terör olayları ile toplumsal düzenin bozulmaya başlaması 12 Mart 1971 yılında TSK'nın yönetime müdahalesiyle sonuçlandı. AP hükümetten uzaklaştırıldı ve 1971-1973 arasında partiler üstü teknokrat ve bürokrat ağırlıklı dört hükümet göreve getirildi. 12 Mart yarı askeri müdahalesi sonucu gelişen süreçte anayasada özgürlükleri düzenleyen maddelerde sınırlamalara gidildi, TİP ve MNP kapatıldı.

3. Geldiği Belli Olan İhtilal Öncesi (1973-1980)

Yarı askeri rejim dönemi iki yıla yakın devam etmiş ve 1973 seçimleri ile sonuçlanmıştır. Bu seçimde oyların dağılımı ve sandalye sayıları şöyle gelişti; CHP %33.3 (185 sandalye), AP %29.8 (149 sandalye), MSP %11.8 (48 sandalye), DP %11.8 (45 sandalye), CGP %5.3 (13 sandalye), MHP %3.4 (3 sandalye), TBP %1.1 (1 sandalye) (ERGÜDER;288-289). Bu seçimlerde AP'nin oy oranındaki düşüşün sebebi parti sistemindeki aşırı parçalanma neticesinde merkez sağda AP, DP ve MSP'nin yer almasıydı. CHP'nin oy artışını ise TİP'in kapatılmasına ve Bülent Ecevit'in parti liderliğine getirilmesine bağlayabiliriz.

Bu seçimler CHP ve AP'nin koalisyon kurmasını gerektiriyordu. Ancak her iki büyük partide bunu yanaşmadı. Seçimlerden sonra uzun bir süre yaşanan hükümet kurma sürecinin sonunda kilit parti konumundaki MSP ile CHP arasında Şubat 1974'te koalisyon kuruldu. Ancak değişik toplumsal grupların oylarını almış bulunan ve farklı dünya görüşlerine sahip olan bu iki partinin koalisyonu fazla uzun sürmedi. Hükümet içindeki ilk ayrılık genel af konusunda çıktı. 141. maddeden hüküm giyen sol görüşlü tutuklu ve hükümlülere de af sağlayan madde MSP'nin muhalefeti nedeniyle Meclis'ten geçemedi. Bunun üzerine CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak 141 ve devamı maddelerden hüküm giyenlerinde aftan yararlanmasını sağladı. Bu aynı zamanda hükümet içinde değil, hükümet ve asker arasındaki ilişkiler içinde problem teşkil eden bir kanundu. 12 Mart askeri rejiminde hüküm giyen sol görüşlü eylemcilerin affa uğramasına sebebiyet veriyordu. Kıbrıs Barış Harekatı sonrasındaysa Ecevit'in istifasıyla CHP-MSP koalisyonu sona erdi ve AP-MSP-MHP-CGP 1. Milliyetçi Cepheyi kurdu ve Haziran 1977'deki seçimlere kadar iş başında kaldı. Bu zaman zarfında sol ve sağ arasındaki kamplaşma daha derin bir boyuta ulaştı.

1977 seçimlerinde de hiçbir parti tek başına iktidara gelebilecek çoğunluğu sağlayamadı. Seçim sonunda partilerin oy oranları ve sandalye sayıları şu şekilde gerçekleşti: CHP %41.4 (213 sandalye), AP %36.9 (189 sandalye), MSP %8.6 (24 sandalye), MHP %6.4 (16 sandalye), CGP %1.9 (3 sandalye), DP %1.9 (1 sandalye), TBP %0.4, TİP %0.1 (ERGÜDER;288-290).

Bu seçim sonucunda iki büyük parti güçlendiği halde kilit partilerle koalisyon kurma zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Seçim sonrası Ecevit azınlık hükümeti güven oyu alamadığı için Demirel başkanlığında AP-MSP-MHP 2. MC. Hükümetini kurdu. Bu süre içinde terör olayları tırmanışa geçti ve Güneş Motel hadisesi sonucu AP'den 12 milletvekili istifa etti. 1977 yerel seçimlerinde AP başarısız olunca Demirel meclisten güven oyu istedi. 12 bağımsızın da güven oyu vermemesiyle 2. MC Hükümeti düştü. Ecevit; DP, CGP ve bağımsızlarla kabinesini kurdu ve güven oyu aldı. Ecevit iktidarında da terör eylemlerinin önüne geçilememesinin yanında ağır bir ekonomik buhran oluştu. 12 Mart öncesi şiddet eylemleri yalnızca sol tandanslı iken 70'lerin ikinci yarısında şiddet hareketleri sağ ve sol grupların karşılıklı çatışmasına dönüşmüştü. Sağ-sol kutuplaşmasının yanında ayrıca etnik köken ve mezhep ayrılıkları da ideolojik ayrılıklarla örtüşüyordu. Nisan 1978 Malatya, Eylül 1978 Sivas, Ekim 1978'de ise Bingöl'de Alevi-Sünni çatışmaları oldu. Ve bu olayların en büyüğü olan 19-24 Aralık Maraş olaylarında 100 kişinin ölmesi ve yüzlerce vatandaşın yaralanması sonunda 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Tüm bunlar aynı zamanda yaklaşmakta olan ihtilalin de habercisiydi.

1979 ara seçimlerinde büyük oy kaybeden CHP, ara seçim sonrası hükümetten çekildi ve AP, MHP ve MSP'nin dışarıdan desteğiyle azınlık hükümeti kurdu. 27 Aralık 1979'da TSK, parti başkanlarına hitaben bir mektup yayınladı. Ancak sağlam bir hükümet kurulamadı ve ülkedeki buhran siyasiler tarafından sona erdirilemedi. Hatta Fahri Korutürk'ün cumhurbaşkanlığı görev süresi dolmasının üstünden aylar geçmesine rağmen Meclis yeni bir cumhurbaşkanı seçmekte bile uzlaşma sağlayamadı. Tüm bu gelişmelerin sonunda TSK, 12 Eylül 1980  yılında yönetime bir kez daha el koydu.

4. Aktörlerin Değişimi ve 80 Sonrası Yeni Siyasi Yapı (1980-1997)

12 Eylül Rejimi, 1960 ve 1971 ara dönemlerine nazaran çok daha köklü bir değişim gerçekleştirmiştir. Bu değişim sebebiyle de daha uzun bir süre yönetimde kalmıştır. 12 Eylül müdahalesinin temel sebepleri; şiddet olaylarının artması, siyasi kutuplaşma ve ideolojik kamplaşma, parlamenter rejimin işleyememesi şeklinde sıralanabilir. 1975-1980 arası, şiddet olayları ve ideolojik kamplaşmanın sonucu 5.000 kişi ölmüş ve bu sayının üç katı kadarda yaralanma vakası gerçekleşmişti.bu siyasi kutuplaşma sivil bürokrasiyi de iyiden iyiye aşındırmıştı. 1970'lerin sonlarında uygulanan sıkıyönetim de şiddet olaylarını dindirememiştir. Tüm bu etkenlerle ordu yönetime bir kez daha el koymuştur.

Milli Güvenlik Konseyi, bu sebepleri ortadan kaldırmak, siyasetin ve devletin yeniden yapılandırılmasını sağlamak için köklü bir siyasal ve hukuksal değişim gerçekleştirmeyi hedeflemiş, yasama yetkisini kullandığı üç yıl boyunca, yeni bir anayasa, geniş alanları içeren 535 kanun ve 91 kanun hükmünde kararname yürürlüğe koymuştur (YAZICI;154).

1970'lerdeki durumun sebebinin 1961 Anayasasının özgürlükler rejimi olduğu inancıyla 82 Anayasasında temel hak ve özgürlükler aşırı biçimde sınırlandırıldı. Bir nevi, devlet, halka karşı korunma altına alındı. Her maddenin kendine ait sınırlama hükümlerinin var olmasının yanında bir de genel sınırlama maddesi (13. madde) ile de özgürlüklerin sınırları iyice daraltıldı.3

Genel bir depolitizasyon amacı güden 82 Anayasasının siyasi kutuplaşmanın sona erdirilmesinden çok doğal siyasi dengeyi bozucu bir etki oluşturduğu söylenebilir. MGK, siyasi parçalanmışlığın önüne geçebilmek için 16.10.1981 tarih 2533 sayılı kararıyla tüm siyasi partileri kapattı ve mallarını hazineye devretti. Anayasanın geçici 4. maddesi ile de liderler ve yöneticiler siyasi yasaklı ilan edildi. Bir başka tedbir olarak 2839 sayılı kararla sınırlı çok parti sistemi oluşturuldu. Konsey, adaylar ve partiler üzerinde geniş veto yetkileri elde etti. Sivil otoriteye geçişin ilk basamağı olan 83 seçimlerinde bu faktörlerin etkisiyle üç parti meclise girebildi. 1983 seçimlerinde “toplayıcı parti” olan ANAP oyların % 45'ini (211 milletvekili), HP %30.5'ini (117 sandalye), ara rejimi başbakanı Ulusu'nun MDP'si %23.3'ünü (71 sandalye) kazandı. ANAP bu parlamenter destekle liberalleşme ve demokratikleşme yönünde hızlı bir değişim politikası sergiledi (AHMAD:190)

Eylül 1987'de yapılan Anayasanın geçici 4. maddesinin kaldırılmasına ilişkin referandum sonunda eski siyasi yasaklı liderler yeniden siyaset sahnesine döndüler ve emanetçi genel başkanlardan partileri devraldılar. Bunun sonucu, lidere oy veren duygusal oylar yeniden bu liderlerin başında olduğu partilere kaydı. 1987 seçimlerinde seçim kanununda yapılan değişiklik sonucu %9 daha az oy almasına rağmen parlamentoda daha fazla sandalye kazanan ANAP'ın zaferiyle sonuçlandı. 1987 seçimleri, oy oranlar ve milletvekili sayıları şöyle gerçekleşti; ANAP %36.3 (292 sandalye), SHP %24.7 (99 sandalye), DYP %19.1 (59 sandalye), %10 barajını aşamayan RP %7.2, DSP %8.5, MÇP %2.9 oy almalarına rağmen meclise giremedi.

1991 seçimlerinde ise,  ÖZAL'ın cumhurbaşkanı olması, ANAP'ın ekonomik politikası sonucu sabit gelirli ve dar gelirlilerin yaşam seviyelerindeki düşüş sebebiyle ANAP büyük bir oy kaybına uğradı. Bu seçimde oy dağılımı şu şekilde gerçekleşti; DYP %27 (178 sandalye), ANAP %24 (115 sandalye), SHP %20.8 (88 sandalye), RP çatısı altında seçime giren RP-MÇP-IDP seçim ittifakı %16.9 (62 sandalye), DSP %10.8 (7 sandalye) (AHMAD;196). Bu seçimler sonucu DYP-SHP koalisyonu kuruldu. 82 anayasası yapıcıları tarafından kurulmak istenen sınırlı parti sistemi ve buna mukabil güçlü parlamento oluşturma çabaları bu seçimin de gösterdiği üzere gerçekleşememiştir. Yine ülke koalisyonlar tarafından yönetilmeye başlandı. ÖZAL'ın ani ölümü sonunda Cumhurbaşkanlığına DYP lideri ve Başbakan Süleyman Demirel'in seçilmesi ile DYP liderliğine Tansu Çiller geldi.

1995 seçimlerinde de hiçbir parti tek başına iktidarı elde edecek oy çoğunluğunu sağlayamadı. 95 seçimlerinde 1946'dan beridir ilk kez çok farklı bir sonuç ortaya çıktı. Seçimler, 1960'ların ortalarına dek devam eden iki parti etrafında gerçekleşti. Seçimlerde bu tarihten sonra küçük partilerinde yarışa girmesine rağmen yine bu iki partinin egemenliği söz konusu idi. Özellikle 1973 seçimlerinde %10'nun üstünde oy alan DP ve MSP'nin başarısı göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir başarı olmasına karşın iki büyük partinin egemenliği devam etti. Ancak 1980 sonrası siyasetteki kökensel değişim ile aktörlerde farklılaşmıştı. Eski liderlerin yasaklı olduğu ortamda yeni liderler ortaya çıkmıştı. ANAP'ı merkez sağ ve SHP'yi ise merkez sol olarak tahayyül ettiğimizde başka bir bakış açısıyla seçmen tercihlerinde büyük bir değişimin olmadığı görülebilir. 95 seçimlerinde ise seçmen tercihlerinde radikal bir değişim ortaya çıktı. Bunun öngörüsü 1994 yerel seçimlerinde kendini hissettirmişti. Modern ve laik oyların yoğunlukta olduğu Ankara ve İstanbul gibi iki metropol şehir başta olmak üzere belediyelerin pek çoğunu RP kazandı. Bu rüzgarın etkisi, merkez sağ ve merkez solun ortak hükümetindeki başarısızlık, yaşanan ekonomik kriz, seçmenin denenmemişi tercih etme isteği ve RP'nin diğer partilerden farklı bir söylem ortaya koyması etkenlerinin sonucu olarak 1995 seçimlerinde RP birinci parti oldu. Merkez sağdaki çözülme ve küçülme bu seçimde de devam etti.

Ancak 95 seçimleri sonrasında elitistler askeri otorite, iş çevreleri ve etkin bir güç olarak medya- RP'nin yer almadığı bir hükümet isteklerini dillendirdi. Bunun sonucu olarak DSP'nin dışarıdan desteğiyle DYP-ANAP azınlık hükümeti kuruldu. Ancak bu hükümet, liderlerin kişisel tartışıları sebebiyle uzun süreli olamadı. Ve çok kısa bir süre içinde Anayasa Mahkemesi tarafından güven oylamasının iptali sonunda bu koalisyon dağıldı. Yerine Necmettin Erbakan başkanlığında RP-DYP iktidarı kuruldu.

Tabanındaki radikal ve ılımlı muhaliflerin talepleri arasında kalan RP, biri kendi tabanı diğeri de bu tabanın dışındaki kamuya seslenebilecek iki strateji gerçekleştirmesi gerekiyordu (ÇİĞDEM;42). Refahyol iktidarı döneminde RP bunlardan birincisine önem verdi. Bunun sonucu olarak Kemalist modernleşmeyle karşı alternatif hareket olan islami düşünce, karşı karşıya geldi. 80 sonrası devlet eliyle güçlendirilen İslamcı görüş bu gelişmeler sonunda yine devlet eliyle pasifize edildi. RP, toplumun geniş bir kesiminden aldığı kozmopolit oyları değerlendirmek yerine, çekişme içindeki “modern” ve “islami” yaşantıyı karşı karşıya getirmeyi yeğledi. RP'nin amacı, islami yaşam tarzına kamusal alanda yer açmak, böylece siyasal düzende ve mümkünse iktidar bloğunda yerleşik bir pay/konum elde etmekti (LAÇİNER;11). İhtilal sonrası devlet eliyle büyütülen Türk-İslam sentezinin İslam boyutunun önlenemez yükselişi, askeri otorite tarafından modernleşme önündeki en büyük engel olarak telakki edilmesi üzerine 28 Şubat süreci olarak adlandırılan “balans ayarı” ile bu keskin söylemin önüne geçildi. Sentezin İslam boyutu yerine yine devlet eliyle Türklük yönü ön plana çıkarıldı. Bu gelişmeler sonunda RP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Ecevit azınlık hükümeti kuruldu ve bu ortamda 1999 seçimlerine gidildi.

5. 99'dan Bugüne, 2002 Seçimleri İçin Bir Öngörü Denemesi

1999 seçimlerine girerken devlet eliyle yükseltilen milliyetçi düşünce kendi karşıtını da oluşturdu. Seçim öncesi anketlerde RP'nin devamı olan FP birinci parti gözükürken ikinci konumdaki DSP'nin seçimde onun önüne geçebileceği ve FP'nin ikinci parti olabileceği ön görülüyordu. Devlet eliyle yükselen milliyetçi görüşün ardı sıra ayrılıkçı terör örgütünün liderinin yakalanması ve Türkiye'ye getirilmesi dengeleri milliyetçi düşünce yönünde değişmesini sağladı. 99 seçimleri sonucu oluşan tabloda DSP %20'yi aşan tek parti olarak birinci, beklenmedik bir atılım gerçekleştiren MHP ikinci, bir buçuk milyon oy kaybeden RP/FP üçüncü parti oldu. Merkez sağ olarak adlandırılan ANAP ve DYP %10 sınırını zar zor geçtiler ve oy çözülmeleri devam etti. CHP ise ilk kez meclise milletvekili sokamadı ve barajın altında kaldı. Karşı milliyetçi olarak adlandırılabilecek HADEP ise %5 gibi ciddi sayılacak bir oy aldı. Sol aydın kesim tarafından yeni bir umut olarak telaffuz edilen ÖDP'nin oy oranı ise bindelerde kaldı.

FP'nin 99 seçimlerindeki bu yenilgisini karizmasızlık, temsiliyet krizi, tezini ortaya koyamaması, tasfiye edilmiş RP'nin devamı yeni bir parti olması ve her an yeni yasaklarla karşılaşma tehdidi sebep olarak gösterilebilir. 18 Nisan seçimleri öncesi FP, farklılığını gösterici siyaset izleyemedi, korunma iç güdüsüyle demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve hukuk devletine vurgu yapan ve bu siyasi epistemoloji ile seçmenden çok üst politik güçlere mesaj vermeye çalışan siyasal bir dil kurdu. FP uğradığı bu politik dil kaybını telafi edebilmek içinse sembol gücünü kullanmak istedi ve Merve Kavakçı hadisesi ortaya geldi (ERGÜN;51)

99 seçimlerini enteresan kılan diğer bir hadise ise milliyetçi söylemin galibiyeti idi.

Seçim sonuçları incelendiğinde görüleceği gibi 3 farklı Türkiye ortaya çıktı. İzmir merkezli Marmara, Ege sahil kesimi ve Batı Karadeniz bölgesinde milliyetçi sol DSP, Yozgat merkezli İç Anadolu'dan Akdeniz'e açılım yapan milliyetçi sağ MHP, Diyarbakır merkezli Güneydoğu Anadolu'da Kürt milliyetçisi HADEP. HADEP'in birinci olduğu illerde DSP-MHP'nin sonuncu, bu iki partinin birinci olduğu illerde de HADEP'in sonuncu parti olması ve DSP'nin %30'un üzerinde  oy aldığı illerde MHP'nin %10'larda kalması ve DSP-MHP arasındaki bu ilişkinin tam tersi durumun MHP'nin %30'un üzerinde oy aldığı illerde DSP'nin %10'un altında kalması bu keskin ayrımı daha iyi göstermektedir. Yine bu 3 parti seçim söylemlerinde ekonomik-toplumsal siyasete vurgu yapmamışlardır. Tüm bunlardan sonra 99 seçimlerinin milliyetçi güdülerin seçimi olduğunu söyleyebiliriz. Yine bir başka çıkarım olarak 28 Şubat taraftarı partilerin büyük oy kaybetmesi (CHP barajı aşamamış, ANAP ise %10'u zar zor geçebilmiştir), buna karşılık 28 Şubat karşıtlarının da oy kazanamaması (FP büyük oy kaybetmiş, DYP'deki çözülme ise devam etmiştir) ile solun genel oyunun (DSP-CHP-HADEP-ÖDP ve diğer küçük sol partiler toplamı) yeniden %35'in üzerine çıkmış olması ki bu 95 seçimlerine göre %10 artışa tekabül ediyor- söylenebilir.

99 seçimleri sonunda elit tercihi olarak DSP-MHP-ANAP koalisyonu kuruldu. Ekonomiye vurgu yapmayan ve ekonomik politikaları hakkında fazlaca bilgi sahibi olunmayanların iktidarı sonunda ülke iktisadi açıdan bir darboğazın içine girdi ve bu ekonomik kriz hali seçimlerin öncesinde de devam etmektedir. RP'nin mirasçısı olan FP'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından bu partiden SP ve muhaliflerin kurduğu AKP vücut buldu. Bugüne bakıldığında siyasi bölünmüşlük aşırı biçimde artmıştır. Halksa bu seçimi bir “umut seçimi” olarak  görmekte ve yine denenmemişi seçme eğilimi içerisindedir. Nitekim yapılan anketlerde AKP %20'yi aşabilen tek parti konumundadır. İktidar partileri ise büyük oy kaybetmişlerdir. Merkez sağdaki çözülmenin önüne geçilememektedir. Sol oylarsa geçen seçim barajın altında kalan CHP'ye doğru akmaktadır.

Bu seçimde de 95'te radikal bir değişime uğrayan seçmen tercihinin devam edeceği sonucu çıkarılabilir. Ancak seçim öncesi çok bulanık bir yapı söz konusudur. AKP lideri olan Erdoğan'ın milletvekili seçimine girip giremeyeceği konusunda kesin bir karar ortaya çıkamamış4 ve barajın %10'nun altına çekilme girişimleri başlatılmıştır. Hatta kimi kesimler tarafından seçimin ertelenmesi girişimleri de mevcuttur. Anketlerde, AKP'nin birinci durumda olmasına sebep olarak karizmatik bir lidere sahip olmasının yanında denenmemiş ve yeni olması da gösterilebilir. Ancak AKP milletvekilliği adaylarını belirlerken stratejik bir hata yapmış gibi de gözükmektedir. İkinci parti konumundaki CHP ikinci olmanın avantajını kullanırsa seçim sonucu 99'daki gibi bir durumun ortaya çıkması da muhtemeldir. Özellikle Derviş'in CHP'ye geçmesi bu partiye büyük bir oy kazandırmıştır. Merkez sağ ve soldaki bölünmüşlük ve hepsinin benzer olduğu inancı AKP'ye oy kazandırmaya devam etmektedir. 95'te değişen seçmen tercihi ve ideolojilerin bittiği inancı sonucu eskisi gibi bir sağ-sol ayrımı olmadığına inanan kesim yüzen oy oranını gittikçe arttırmıştır

Seçim sonrası oluşacak meclisin --eğer %10'luk baraj değişmezse- üç veya dört partiden oluşacağı ve ülkenin yine koalisyonla yönetileceği saptaması yapılabilir. Ancak yinede sadece iki partinin -AKP ve CHP- barajı aşma ihtimali de mevcuttur, çünkü diğer partiler ya baraj seviyesinde (DYP ve MHP) yada barajın çok çok altında gözükmektedir. İki partili bir meclisinde şu durumda daha büyük bir kaos ortaya çıkarabilme ihtimali mevcuttur. Ancak 99 seçimlerinin de gösterdiği gibi son zamanda seçmen tercihlerinde değişimler gerçekleşmektedir.

Bulanık ve puslu bir havada girilen, adil ve demokratik olup olmadığı tartışma konusu olan, seçimlerde ne olacağını ise merak ve ümitle bekliyoruz.

 

REFERANSLAR

AHMAD Feroz 1994; Demokrasi Sürecinde Türkiye 1945-1980, (çev. Ahmet Fethi), Ankara, Hil Yayınları.

BİRAND M. Ali - DÜNDAR Can - ÇAĞLI Bülent 1994; Demirkırat, Bir Demokrasinin Doğuşu, Milliyet Yayınları, İstanbul.

ÇİĞDEM Ahmet; “RP Henüz Yolun Başında”, Birikim Dergisi, S.91, Kasım 1996, İstanbul.

ERGÜDER Üstün; “Türkiye'de Değişen Seçmen Davranışı Örüntüleri”, Sarıbay-Kalaycıoğlu içinde s.288-317, İstanbul.

ERGÜN Yıldırım; “28 Şubat Karşısında FP”, Birikim Dergisi, S. 122, Haziran 1999.

EROĞLU Cem 1992; “Çok Partili Düzenin Kuruluşu 1945-1971”, Geçis Sürecinde Türkiye içinde, Belge Yayınları, İstanbul.

KAPANİ Münci; Politika Bilimine Giriş, 12. Baskı, Bilgi Yayınevi, İstanbul.

LAÇİNER Ömer; “İslami Hareketin Umudu: “Din”lendirmek Ya Da Dilendirmek”, Birikim Dergisi S.91, Kasım 1996, İstanbul.

TOSUN ERDOĞAN Gülgun 2001; Demokrasi Perspektifinde Devlet ve Sivil Toplum İlişkisi, Alfa Yayınları, İstanbul.

TUNAYA Tarık Zafer 1952; Türkiye'de Siyasi Partiler 1859-1952, İstanbul.

SARIBAY A. Yaşar - KALAYCIOĞLU Ersin 1999; Türkiye'de Politik Değişim ve Modernleşme (Derleme), Alfa Yayınları, İstanbul.

YAZICI Serap 1997; Türkiye'de Askeri Müdahalelerin Anayasal Etkileri, Yetkin Yayınları, Ankara.

ZABUNOĞLU H. Gökçe  GÖKTAŞ Muhammet; “Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Yavuz Atar İle Anayasa Değişiklikleri Üzerine Yapılan Söyleşi”, Hukuki Araştırmalar Dergisi, Yıl:1 Sayı:3 Güz 2001, s.22-29, Konya.

ZABUNOĞLU H. Gökçe; “Hukuk Devleti, Globalleşme, Vatandaşlık ve Dışlanma”, Hukuki Araştırmalar Dergisi, Yıl:1 Sayı:3 Güz 2001, s.4-9, Konya.

 

1. Tek Parti Sistemleri genel olarak kendi arasında ikiye ayrılmaktadır. Totaliter Tek Parti Sistemi ve Otoriter Tek Parti Sistemi. Otoriter Tek Parti Sisteminde sert bir ideolojik dayatma mevcut değildir. Bu tarz sistemler çoğunlukla egemenliğini yeni kazanmış ülkelerde görülmektedir. Parti aynı zamanda devletin bir organıdır ve ülkenin ilerlemesi ve demokrasiye geçiş için çaba sarf eder. Bu tarz parti sisteminde parti içi muhalefet var olmasına rağmen parti içi seçkin ve yöneticiler tarafından bastırılma eğilimindedir. Parti sistemleri hakkında daha geniş bilgi için bkz. Münci KAPANİ, Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınları.

2. Adı geçen takrirde yer alan istemler, Meclis'in hükümeti kontrolüne olanak sağlanması, anayasada var olan özgürlüklerin uygulanılır hale getirilmesi ve çok partili siyasi faaliyetin gelişmesine izin verilmesi idi.

3. Anayasada yer alan bu genel sınırlama maddesi, özellikle Türkiye AİHM'in yargı yetkisini kabul ettikten sonra, Türkiye için büyük sorun oluşturdu. AİHM'de görülen bir çok davada Türkiye bu genel sınırlama maddesi sebebiyle ceza aldı. 2001 yılında yapılan değişiklikle genel sınırlandırma maddesi anayasadan çıkarıldı. Ancak bu madde hükmündeki sınırlamalar, her maddenin sınırlama hükümleri içerisine yerleştirildi. ATAR'ın da belirttiği üzere bu değişiklik sadece şekli bir değişiklik oldu. [82 Anayasası ve 61 Anayasası hakkındaki görüşlerimizi için bkz. H. Gökçe ZABUNOĞLU, “Hukuk Devleti, Globalleşme, Vatandaşlık ve Dışlanma”, Hukuki Araştırmalar Dergisi yıl:1 sayı:3, Güz 2001, s.4-9, KONYA. 2001 yılı değişikleri hakkında Yavuz ATAR'la yapılan röportaj için bkz. “Doç. Dr. Yavuz Atar'la Anayasa Değişikliği Üzerine” (röp. H. Gökçe Zabunoğlu-Muhammet Göktaş), Hukuki Araştırmalar Dergisi yıl:1 sayı:3, Güz 2001, s.4-9, s.22-29, KONYA.]

4. Diyarbakır 3 nolu DGM'nin adli sicil kaydının silinmemesi kararı üzerine itiraz sonucu Diyarbakır 4 nolu DGM kaydın silinmesine karar verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Yargıtay'da inceleme başvurusu üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi itiraz üzerine verilen kararı bozdu ve adli sicil kaydının silinmesi kararını yok saydı ve adli sicil kaydının silinmemesine karar verdi. Bu kararın seçmen üzerinde nasıl bir etki yapacağı tahmininde ise karşıt iki durum ortaya çıkabilir. Ya tepki oylarıyla AKP oy oranını arttıracak ya da lidere oy verenlerin oyları AKP'den diğer partilere kayacaktır.

 

 
  Yazar: Hamdi Gökçe ZABUNOĞLU (Arş.Gör. Kırıkkale Ün. Hukuk Fak.) Okunma sayısı: 6694
   
Üye Girişi

Şifre:

 


Haftanın Karikatürü


Anket

CUMHURBAŞKANI KİM OLSUN ?

Toplam Oy : 494

 
 
2007-20010 © Huder.org